Friday, November 06, 2009

Bembi'min Sürprizi :)

Kendimi iyi hissetmediğim bir zaman diliminde (geçen haftalara denk gelir:) canım Bengi'm bu tatlı çizimi yaparak günüme inanılmaz bir güzellik katmıştı:) Ona buradan koskocaman sevgilerimi yolluyorummmm:)) İyi ki varsın Bembimmm:))
Herkese muhteşem bir haftasonu dilerim:)

Bülo'ya Açık Mektup :)

Bülo'cum, blogumu sevmen için ne yapabilirim bana söyler misin? Hani arada bir merak etsen şu Pino'n ne yazıyor ne çiziyor diye:)
Biliyorum bilgisayarın başında geçirdiğim süreden hoşlanmıyorsun ama bu benim işim:) Hem yokmuş gibi davranman var olmadığı anlamına da gelmiyor:))
Sev onu, hem bak ne kadar renkli! Korkma, ver elini bana, gel birlikte sevelim; ciciii, ciciiii :D

Thursday, November 05, 2009

Benim Bebelerin İlk Çekim Deneyimi:)

Bizim tosbağalar 2 hafta önce dergimiz için hazırladığımız etkinlikte modellik yaptılar. Canım Bengi'min sevgili eşi Yusuf abileri onlarla o kadar güzel çalıştı ki, bizim minik artistlerin tüm kaprislerine göz yumdu, yoruldukları zaman hemen dinlendirdi, sonrasında ise bu güzel fotoğraflar ortaya çıktı:)

Sarımsaklamasak da mı saklasak?

Mutfakta beni deli eden sarımsak presimle ilgili yazımı okumak isterseniz eğer küçük bir tık:) Kucak dolusu sevgiler!

Wednesday, November 04, 2009

Altına İmzamı Atarım


Atamızın ölüm yıldönümü olan 10 Kasım'da yine anlamlı bir kampanyaya imza atıyoruz.

Atamızın veciz sözlerinden "Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." sözünün altına imzamızı atıyoruz. Ülkemizin birlik ve beraberliğini korumak, kardeşlik duygularını pekiştirmek adına bu anlamlı günde 10 Kasım'da Atatürk'ün huzurunda Anıtkabir'de sunulmak üzere bir imza kampanyası düzenliyoruz.

Kampanyamıza katılmak ve destek olmak için yapabilecekleriniz iki adımda gerçekleşiyor. Birincisi: Açtığımız Postun altına Yorum bölümüne 1 satırı geçmeyen yorumunuzla birlikte Adınızı yazıp gönderiyorsunuz. İkinci olarak ise kampanyamızı duyurmak. İsterseniz duyuru logomuzu sitemizin linki ile birlikte kendi sitenize ekliyorsunuz. E-postalarla dostlarınıza kampanyayı dıyurabilirsiniz.

10 Kasım'a sayılı günler kaldı. Ne kadar hızlı ve çabuk bu iletiyi yayarsak o kadar çok kişiye ulaşmış oluruz. Haydi, hep birlikte ve yüksek sesle söyleyelim:
"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır."

Saygılarımızla...

Birmilyonkalem.com Yönetimi Adına
A. Şebnem SOYSAL & Erkan BAL

Wednesday, October 28, 2009

Teşekkür Ederim Yonca'cımmm!!

Sevgili arkadaşım Yonca Tokbaş'ın bugün Hürriyet'in internet sitesinde yayınlanan yazısı güne çok duygusal bir şekilde başlamama neden oldu.
Kendisine buradan kocaman sevgilerimi iletiyorum....
Dergimizin tüm çocuklara ulaşabilmesi dileklerimle, mutlu günler!

Tuesday, October 27, 2009

Alçak Bir İnsanım!

"Alçak Bir İnsanım!" yazımı okumak için Hamarat Diva'ya bir tık. Herkese güzel bir Salı günü dilerim :)

Friday, October 23, 2009

Kim Bu Tuğba?

Sürekli blogda yazıyorum Tuğba ile şunu yaptık, bunu yaptık, yok kavga ettik yok barıştık diye. Peki kim bu Tuğba diye sorarsanız bizim dergilerimizin bilim yazarlarından biridir derim size. Yaklaşık 2,5 yıldır o yazıyor ben çiziyorum. Birlikte çalışıyoruz yani. Ama birlikteliğimiz sadece mesai saatleri ile sınırlı değil.
Gece konsere gitmek isteriz bebeleri ona bırakırız, Bülent yokken çocuklarla eve tıkılıp kalırım üşenmez taaa dağın tepesindeki evimize gelir bizi alır Eymir'e götürür, günübirlik İstanbul gezilerimizin organizatörüdür... Bir ara flamenko öğrenme maceramız da olmuştu üç ay kadar birlikte yoga yapmışlığımız da (ki ben uzak ev sendromu nedeniyle bırakmak zorunda kalmıştım) Şu son günlerde seramik grubumuza da girdi:) Gerçi ilk yaptığı kedinin kafası fırında pişerken patladı o ayrı mesele:)
Şimdilerde ise kendisi blog dünyasına adım attı. Bu da onun blogu. Şu sincap hadisemizi hatırlarsınız. Didişip durmuştuk iki hafta boyunca.. İşte o sayfaları görmek için siz yukarıdaki linki tıklarken bende ona blog hayatında başarılar diliyor, sevgilerimi yolluyorum:)

Hafta Sonu Şarkısı

Günlerdir bu şarkıyı dinliyorum çalışırken. Bakalım siz de sevecek misiniz? Bir de bilgisayarıma Fatima Spar albümünü yükleyen canım Bembi'me kocaman bir teşekkür:)


Fatima Spar und die Freedom Fries - Bosa Noga

Thursday, October 22, 2009

Fanus

Tatsız bir Perşembe sabahının hızlı ve ıssız çizimi...

Wednesday, October 21, 2009

Domuz Gribi Aşısı Olacaklar Parmak Kaldırsın!


Aşılarımız Roma'dan gelmiş şu an test ediliyorlarmış. Merak ediyorum yaptırtan veya yaptırtacak olan var mı?

Tuesday, October 20, 2009

Bigudi

Sevgili arkadaşım Enhar'ın hobi içerikli web sitesi Hamarat Diva 'da Salı günleri için "Bigudi" isimli bir köşe hazırladım:) Gece kuşu misali, ev ahalisi uyuduktan sonra yazdıklarım ve çizdiklerim yayınlanacak bu köşede. Ve bunun yanısıra benim gibi incik, boncuk, kumaş, ve binbir türlü malzeme hastası olan bir insan için müthiş bir kaynak olacak Hamarat Diva. Sizi de beklerimmmm:) Sevgilerrr:)

Saturday, October 17, 2009

Küçüktüm Ufacıktım

1989 yılının bahar aylarında, öğretmenler odasında, okul gazetemizin ilk sayısı için çizmiştim yukarıdaki karikatürleri.. O kadar heyecanlanmıştım ki basılıp elime aldığımda. Zor çevirmiştim titreyen ellerimle ikinci sayfayı. Tabi ki bilemezdim o yıllarda gelecekte yapacağım işi, seçeceğim mesleği.. Ben zaten bu işi yapmak için doğmuşum da yanlışlıkla araya 5 yıllık bir istatistik macerası sokmuşum:)) Ne yapalım.. Buna da ülkemizdeki eğitim sisteminin cilvesi diyor mutlu mesut kaldığımız yerden devam ediyoruz :D

Friday, October 16, 2009

Fazla Özgüven Bünyeye Zarar :)

Bülent ile en büyük çatışma noktamız bizim ufaklıkların sokakta yalnız başlarına oynamaları konusunda. O çocukların sokakta hayatı öğrenerek büyümelerinden yana. Ben ise belli bir süre daha kontrolüm dahilinde vakit geçirmelerinden yanayım. Bu konu bizim evde her haftasonu temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp ortaya konur. Yalnız başlarına çıksınlar çıkmasınlar didişmesi en son benim bu cumartesi günü "hadi bakalım bahçede ben olmadan oynayabilirsiniz" lafımla son buldu. Tabi balkondan onları izleyeceğimi ve kesinlikle bahçe dışına çıkmamaları gerektiğini de ekledim.
Bizimkiler büyük bir heyecan ile oynadılar oynadılar yarım saatin ardından da apartmana girip asansörü çağırıp kendi başlarına eve gelip kapıyı çaldılar. Sonrasında ise dünyanın en büyük macerasını yaşamışlar edasıyla tüm bunları anneanne, dede komşu ve babaya ballandıra ballandıra anlattılar.
Bir baktım ki tosbağaların havasından geçilmiyor. Sanki bir saat içinde iki yaş birden büyümüşler:) Aman bir sevindim bir sevindim, dedim tamam, bizimkiler böyle böyle kazanacaklar özgüvenlerini derken akşam oldu.. Yemek zamanı. Tabi Deniz sofraya oturmamak için direnişe geçti. Ufacık bir hırlaşma sonunda;
- Bıktım artık, siz uyuyunca otobüse binip İstanbul'a gidicem ben. Zaten asansöre de binebiliyorum. Bir daha asla göremeyeceksiniz beni!
- Deniz'cim gitmek için uyumamızı beklemene gerek yok. Bak kapı burada. Ama İstanbul'a gidersen neler yaşayacağını biliyor musun?
-Bilmiyorum.
-Bak böyle bir odan olmayacak, seni sevenler yanında olmayacak, belki de sokaklarda yatacaksın, çöplerden de yemek yersin artık.
-Ben düşünücem bu konuda.
-Bence de düşünmelisin.
Üç ya da dört dakika sonra yanıma geldi.
-Ben galiba babayı bekliycem. Onunla gidicem İstanbul'a.
-Hmmm.. Bak bu daha iyi bir fikir bence.
-Bence de.
Tabi bu konuşmalar sırasında 1 metrelik boyu ve kara kara gözleri ile bana kafa tutması az ürkütmedi değil. Demek tek engel asansörmüş bizim zibidiler için:) Artık asansöre de biniyorlar ya onları kimse tutamaz! Her ne kadar vazgeçmiş gibi görünse de gitme fikrinden, ben gece kapının üst kilidini de kilitledim. Ne olur ne olmaz diye:)
Bu hafta da devam edecek sokağa salma operasyonlarım ama özgüvenin fazlası ile nasıl başa çıkarım onu bilemiyorum:))

Wednesday, October 14, 2009

Çakıl'ım ile 20 yıl!


Tam 20 yıl olmuş, şaka gibi! Oysa dün gibi aklımda Çakıl'ım ile tanışmamız. Ümitköy'e yeni taşınmışız. O zamanın Ümitköy'ü şimdiki gibi değil tabi, hepi topu 3 tane site. Önceleri alışamıyorum bu ıssızlığa, okula servis var neyse ki.. Biniyorum pembe renkli sırt çantam ile bej renkli Peugot minibüse.. Bıcır bıcır bir kızın yanına oturuyorum.. Oturuş o oturuş..
Şimdi düşünüyorum da geçmişim neredeyse Çakıl'ım ile bir bütün. Birlikte sokakta oyun oynayarak büyüdük desem yeridir.. Ne yalvarırdım anneme gece eve dönme saati konusunda.. 10 dakikanın bile pazarlığını yapardım.. Dizilirdik otobüs durağının demirlerine tüm sitenin bebeleriyle. Saatlerce geyik yapardık:) Ne cep telefonu vardı o zamanlar ne de sürekli kontrol etmemiz gereken elektronik iletilerimiz.
Okuldan eve geldiğimizde fırlatırdık çantaları formaları bir yana , atardık kendimizi dışarıya..
Sokaktı tüm etkinliğimiz bizim. Ne kadar şanslıymışız şimdi farkına varıyorum.
Yine dağıttım lafı.. 20. yıl kutlama yazısı yazacağım derken yine çocukluk anılarına daldım.. Çakıl'ıma arkadaşım demek garip geliyor.. Bunca yıl birlikte geçen bir ömür onu kızkardeş yaptı bana.. Üstelik teyze bile oldum bu yıl. Gerçi yeğenlerim koca patili ama olsun:))
Canım Çakıl'cığım.. Seninle nice 20 senelere diyorummm..Bak söz verdin birlikte yaşlanacağız tamam mı:) Sana koskocaman sevgilerimi yolluyorummmmmm:)))
Not: Çizimimde Çakıl'ın taktığı lila renkli penguen broş bilinçaltıma o kadar işlemiş ki.. Bayılırdım o broşa.. Ama hiç söylememiştim.. Eğer hala duruyorsa arada sırada tak Çakıl'ım:)

Blog Widget by LinkWithin